mimar sinan ve mihrimah sultan

MimarSinan’dan Üsküdar’a “Mihrimah Sultan” adına bir cami yapılması istendi. Mimar Sinan o camiyi 8 yıllık bir süreçte gerçekleştirdi ve tamamen isteğiyle bir cami daha yaptı. Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii Mimar Sinan, Mihrimah Sultan için yaptığı ilk cami iki minareliydi. Çünkü bir daha buluşmak ümidi vardı. Bunun üzerine Mimar Sinan, 1540 yılında Üsküdar’daki Mihrimah Sultan Külliyesi’nin temelini atar. Külliye, 1548 yılında tamamlanır. O günden Mihrimah Sultan ile Mimar Sinan’ın bir araya gelmesi için aradan tam 14 yıl geçmesi gerekecektir. Mihrimah Sultan 1562 yılında Mimar Sinan’ı bir kez daha huzuruna çağırır ve Mihrimah Sultan'ın Evliliği ve Mimar Sinan'ın Güneş ile Ay Sırrı. Halka hizmet aşkı ile yanıp tutuşan bu akıllı kadının büyük emellerinden biri de ardında Osmanlı’nın görkemine yakışır kalıcı eserler bırakmaktır. Asil ataları gibi, fâni dünyaya gözlerini yumduktan sonra adının beka bulması emelindeki bu Mimar Sinan’ın imzasını taşıyan Üsküdar ve Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Külliyeleri, hiç açığa çıkmayan platonik bir aşkın izlerini taşıyor. Mihrimah Sultan 1522 yılında, Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman ile eşi Hürrem Sultan’ın Mehmed’den sonraki ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Mimar Sinân Âğâ veya Koca Mi’mâr diye de anılan Sinan, Kanuni Sultan Süleyman dahil üç büyük Osmanlı padişahı döneminde yaşamış, dünyanın en büyük mimar ve yapı sanatçılarındandır. Mimar Sinan’ın, 1490’da Kayseri'nin Ağırnas köyünde dünyaya geldiği rivayet edilir. Yavuz Sultan Selim’ in Site De Rencontre 100 Gratuit France. Mihrimah Sultan kimdir? Güzelliği ile dillere destan olan Mihrimah Sultan hayatı ve çocukları araştırılmaktadır. Adına mimari eserler yapılan Mihrimah Sultan hakkında her şey... Mihrimah Sultan biyografi doğum; 1522, İstanbul ölüm; 25 Ocak 1578, İstanbul ebeveynleri; Osmanlı padişahı I. Süleyman ile eşi Hürrem Sultan'ın kızı. Mihrimah Sultan hayatı İlk yılları 1522'de, Osmanlı padişahı I. Süleyman ile eşi Hürrem Sultan'ın Mehmed'den sonraki ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Mihrimah Sultan'ın doğumundan 2 yıl sonra da Hürrem Sultan, I. Süleyman'ın ölümünden sonra yerine geçecek olan diğer çocuğu II. Selim'i dünyaya getirdi. Gençlik yılları 1539'da 17 yaşındayken Diyarbekir Beylerbeyi Rüstem Paşa ile evlendirildi. Düğün töreni iki küçük erkek kardeşi Bayezid ve Cihangir'in sünnet düğünüyle birlikte At Meydanı'nda şölenlerle kutlandı. Rüstem Paşa bu evlilikten sonra sadrazam oldu ve 1544-1561 yılları arasında 2 yıllık bir süre hariç kesintisiz sadrazamlık yaptı. Bu evlilikten 1541'de bir kız çocukları dünyaya sonra 1545'te Murat Bey'i,1547 de Mehmet Bey'i dünyaya getirdi. Mihrimah Sultan yaşamı boyunca devlet işlerinde çok söz sahibi oldu. Babasını Malta'ya sefer düzenlemeye ikna etmek için kendi parasıyla 400 gemi yaptıracağına söz verdiği bile söylenir. Annesi Hürrem Sultan gibi Lehistan kralı II. Zygmunt August'la yazışmalar yaptı. Çok büyük bir servet sahibi oldu. 1540-1548 yılları arasında Mimar Sinan İstanbul'un Üsküdar ilçesinde cami Üsküdar İskele Camii, medrese, ilkokul ve hastaneden oluşan büyük bir külliye yaptı. Ayrıca 1562-1565 yılları arasında yine Mimar Sinan İstanbul'un Edirnekapı semtinde cami, çeşme, hamam ve medreseden oluşan Mihrimah Sultan Camii ve külliyesini yaptı. Annesi 1558'de öldükten sonra babasına annesinin oynadığı danışmanlık rolünü oynadı. 1566'da babası öldükten sonra yerine geçen erkek kardeşi II. Selim'in saltanatı boyunca da danışmanlığını sürdürdü. Anneleri Hürrem Sultan ölmüş olduğu için kardeşi için adeta bir Valide Sultan rolünü oynadı. Mihrimah Sultan Son yılları Mihrimah Sultan'ın babası I. Süleyman'ın kabrinin bitişiğinde bulunan sandukası, Sultan Süleyman Türbesi, Fatih, İstanbul Mihrimah Sultan 1578'de yeğeni erkek kardeşinin oğlu III. Murat'ın saltanatı sırasında öldü ve babası I. Süleyman'ın Süleymaniye Camii'ndeki türbesinde babasının yanı başında gömüldü. Popüler kültürdeki yeri 2003 yapımlı Hürrem Sultan adlı televizyon dizisinde Özlem Çınar tarafından canlandırılırken, 2011-2014 yılları arasında yayınlanan Muhteşem Yüzyıl dizisinde Pelin Karahan tarafından canlandırılmıştır. - 1132 Güncelleme - 1132 Üsküdar ve Edirnekapı'daki Mihrimah Sultan Külliyeleri, hiç açığa çıkmayan platonik bir aşkın izlerini mi taşıyor? Mimar Sinan'ın imzasını taşıyan Üsküdar ve Edirnekapı'daki Mihrimah Sultan Külliyeleri, hiç açığa çıkmayan platonik bir aşkın izlerini mi taşıyor? Yönetmenliğini Cengiz Özdemir'in yaptığı Mimari ve Aşk adlı belgesel bu gizli aşkın izini sürüyor... Serkan Akkoç / Gazete Haberturk sakkoc Mihrimah Sultan, Osmanlı'nın "Muhteşem" lakaplı büyük cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın Hürrem Sultan'la olan efsane aşkının meyvesidir. Topkapı Sarayı'nda 1522 yılında doğan Mihrimah'a, Farsça'da Güneş ile Ay anlamına gelen adını, babası Sultan Süleyman koyar. Zaman geçip, Mihrimah Sultan 17 yaşına geldiğinde evlilik için iki aday gündeme gelir. Biri Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa diğeri ise Başmimar Koca Sinan. Mimar Sinan o yıllarda evlidir ve 50'li yaşlarındadır. Mihrimah, Hürrem Sultan'ın da girişimleriyle kayıtlara rüşvetçi ve entrikacı kimliğiyle geçen Rüstem Paşa'yla evlendirilir. Aradan yıllar geçer Mihrimah Sultan, Koca Sinan'ı bir gün huzuruna çağırarak İstanbul'da güzel bir yerde kendi adına bir külliye yapmasını ister. Mihrimah, Sinan'ın "Nereye yapılmasını arzu edersiniz" sorusuna "Yerini sen seç" diye cevap verir. Bunun üzerine Mimar Sinan, 1540 yılında Üsküdar'daki Mihrimah Sultan Külliyesi'nin temelini atar. Külliye, 1548 yılında tamamlanır. O günden Mihrimah Sultan ile Mimar Sinan'ın bir araya gelmesi için aradan tam 14 yıl geçmesi gerekecektir. Mihrimah Sultan 1562 yılında Mimar Sinan'ı bir kez daha huzuruna çağırır ve İstanbul'da kendi adına bir külliye daha yapmasını ister. Bu külliyenin yerini de tıpkı ilkinde olduğu gibi yine Koca Sinan seçecektir. Sinan da ikinci külliye için İstanbul'un en yüksek tepesini seçer. Yeni külliye Edirnekapı surlarının dibine inşa edilecektir. AŞKIN AYDINLIK VE KARANLIK YÜZÜ Rivayete göre Koca Sinan derin bir tutkuyla âşık olduğu Mihrimah Sultan'a kavuşamamıştır ama ona olan aşkını olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır. Kimi sanat tarihçilerinin iddialarına göre, Mihrimah Sultan adına yapılan külliyelerin duru, gösterişsiz ve asil duruşuna rağmen içinin alabildiğine aydınlık olmasında da Sinan'ın duygularının izleri sürülebilir. Acaba Sinan Mihrimah Sultan'ın iç güzelliğini bu şekilde mi anlatmaya çalışmıştır? Yine iddialara göre Sinan'ın Mihrimah Sultan'ın eşi Rüstem Paşa için yaptığı caminin çinileri ve süslemelerinin tüm ihtişamına rağmen diğer bütün yapılarının aksine daha karanlık olmasının altında da bu aşkın izleri vardır. Matematik dehası Sinan, Mihrimah için yaptığı iki külliyenin içinde yer alan camilere bir sır da gizlemiştir. Mihrimah Sultan'ın Güneş'le Ay anlamına gelen ismine ithaf edercesine yılın sadece birkaç gününde Nisan ve Mayıs aylarında bir caminin arka cephesinden güneş batarken diğerinden ay doğmaktadır. Mimari ve Aşk adlı belgesele danışmanlık yapan Prof. Dr. İlber Ortaylı, bu aşkın hiçbir şekilde belgelenemediğini vurgulayarak, "Hikâyenin bir fanteziden, efsaneden öteye geçmesi mümkün değil. Kişi Mimar Sinan da olsa imparatorluğun sadrazamının tek eşine böyle duygular beslenmesi hayatının sonu anlamına gelir. Camilerin yerleri seçilirken veya mimarisinde, Mihrimah Sultan'a özel hesaplar yapılmış olması da bu aşkın varlığını kanıtlamaya yetmez. Mimar Sinan, hangi eserinde hesap yapmamıştır ki?" diyor. Mimar Sinan hakkındaki en kapsamlı kaynak olarak bilinen "Sinan Çağı Osmanlı İmparatorluğu'nda Mimari Kültür" isimli kitabın yazarı Harvard Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Gülru Necipoğlu da bu aşkın ilk kez Arthur Stratton isimli yazar tarafından dile getirildiğini belirterek, "Stratton, 1972 yılında Londra'da yayınladığı Mimar Sinan'ın biyografik romanında ikisi arasında bir aşk kurgusu yapmış. Ancak bunu yaparken belirttiği herhangi bir kaynak yok. O zamandan beri dilden dile dolaşan bir hikâye bu. Tarihle ilgili bir şey söyleyeceksek ancak belgeler üzerinden konuşabiliriz. Böyle bir kaynak olmadığı için de anlatılan aşkın tamamen hayal ürünü olduğunu düşünüyorum" dedi. Belgeselde Mimar Sinan'ın iki cami arasına gizlediği aşkını anlatan Prof. Dr. İskender Pala ise filmde mecaz bir anlatım kullanıldığını söyleyerek "Mimar Sinan, bir kadına âşık olsaydı bu kişi Mihrimah Sultan olurdu. Bana göre âşıktı ki iki abidede onun ismini bir araya getirdi. Adını kıyamete kadar yaşatacak iki abideye imza attı. Bunu yedi-sekiz sene evvel bir akşamüstü kendi gözlerimle gördüm. İki külliyeyi de gören bir yerde duruyordum, birinden güneş batarken, diğerinden ay doğuyordu. O an gözlerimdeki perde açıldı. Mimar Sinan, bilimadamı olduğu gibi aynı zamanda bir sanatçı. Şairlerle dost. Baki'yle yakın arkadaş. Eserlerinde de şiirsel bir anlatım olması çok doğal" diyor. Mimari ve Aşk'ın künyesi Prof. Dr. İlber Ortaylı, Prof. Dr. Azmi Özcan ve Mimar Dr. Sinan Genim'in danışmanlığında hazırlanan belgeselde Prof. Dr. Metin Sözen, Prof. Dr. İskender Pala ve Haluk Dursun'un anlatımları da yer alıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü ile Yapı Kredi'nin katkılarıyla geçtiğimiz hafta tamamlanarak piyasaya sürülen 40 dakikalık belgeselin yönetmenliğini Cengiz Özdemir yaptı. Türkçe ve İngilizce anlatım seçenekleri bulunan belgeselde devşirme Sinan'ın Kayseri'de doğduğu evin görüntüleri, İstanbul'a getirilişi, Yeniçeri Ocağı'ndaki askerlik hayatından baş mimarlığa giden yolculuğunun hikayesi, eserleri ve tarzı hakkında da geniş bilgiler yer alıyor. Osmanlı dönemindeki ilk Anadolu devşirmelerinden bir tanesi olarak başladığı hayatını imparatorluğun en önemli isimlerinden biri olarak tamamlayan Mimar Sinan, yaptığı yüzlerce eser ile Türk mimarisinin en kıymetli örneklerini vermiştir. Gelin Mimar Sinan kimdir yakından bakalım ve başarılarla dolu hayatında yaptığı önemli eserleri görelim. Osmanlı Devleti, yüzlerce yıl boyunca dünyanın bir dört yanında iyisiyle kötüsüyle hüküm sürmüş güçlü bir imparatorluktur. Bu muhteşem güç yalnızca askeri başarıdan gelmiyordu, Osmanlı pek çok farklı konuda da dönemin öncülerinden olmuştur. Bu öncü isimlerden bir tanesi ise Mimar Sinan’dır. Mimar Sinan, Osmanlı seferleri ile birlikte bilinen bütün dünyayı gezerek hem oraları görmüş hem de oralarda önemli eserler bırakmıştır. Mimar Sinan uzun bir hayat yaşadı ve bu hayatın hakkını verdi. Bir an olsun kibre kapılmayan mütevazi yapısıyla bilinen ve Koca Sinan unvanını almasına rağmen bu karakterini hiç bozmayan Sinan, yalnızca güzel eserler yaratmamış aynı zamanda halkın refahını düşünerek pek çok sokak çalışmasına da bizzat imza atmıştır. Gelin Mimar Sinan kimdir yakından bakalım ve başarılarla dolu hayatında yaptığı önemli eserleri görelim. Mimar Sinan kimdir? İlk Anadolu devşirmelerinden Osmanlı Devleti’nde uzun yıllar uygulanan devşirme sistemini bilirsiniz. Rumeli bölgesinde yaşayan gayrimüslim çocuklar küçük yaşta ailelerinden alınır, yetiştirilir ve önemli vazifelere getirilirlerdi. Yavuz Sultan Selim döneminde bu sistemin Anadolu’da uygulanmasına karar verildi. Devşirme sisteminin uygulandığı ilk zamanlarda devşirilenlerden bir tanesi de Sinan adlı bir çocuktu. Sinan, 1488 ya da 1490 yılında Kayseri’de doğmuş ve burada yaşayan bir çocuktur. Sinaneddin Yusuf ya da Abdulmennan oğlu Sinan gibi isimlerle de anılan Sinan’ın kökenleri tam olarak bilinmiyor. Kayseri’nin Ağırnas ilçesinde yaşayan Sinan’ın Rum, Ermeni ya da Hıristiyan Türk olabileceği söyleniyor. Kim olursa olsun, İstanbul’a geldiğinde işler onun için epey değişiyor. Genç yeniçeri Sinan 1511 yılında Yavuz Sultan Selim zamanında İstanbul’a gelen Sinan, Yeniçeri Ocağı’na acemi oğlanların arasına alındı. Yavuz dönemi Osmanlı’nın en hızlı dönemlerindendir, asker kışlada durmaz. Yeniçeri Sinan önce 1514 yılındaki Çaldıran Savaşı’na sonra da 1517 yılındaki Mısır seferine katıldı. Kanuni Sultan Süleyman’ın tahta geçmesi sonrası yapılan 1521 yılındaki Belgrad seferine ve 1522 yılındaki Rodos seferine katılan Sinan, 1526 yılında gerçekleşen Mohaç Meydan Muharebesi’ndeki başarıları nedeniyle Acemi Oğlanlar Yayabaşı yani bölük komutanı olarak terfi ettirildi. Van Gölü aşılıyor, Sinan başmimar oluyor Sinan, her zaman Mimar Sinan’dı. Çünkü orduda yalnızca savaşacak askerlere değil, bu ordunun lojistiğini sağlayacak insanlara da ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç 1533 yılında hayati bir şekilde ortaya çıktı. İran seferi yapılıyordu ve ordunun Van Gölü’nü aşması gerekiyordu. Sinan, iki hafta gibi kısa bir sürede üç tane kadırga yaparak ordunun karşıya geçmesini sağladı. Bu başarısı ona Hasekilik unvanını kazandırdı. Haseki Mimar Sinan, 1537 yılında yapılan Korfu ve Pulya seferleri ile 1538 yılındaki Moldova seferine katıldı. Karaboğdan seferi sırasında ise Sinan’ın kaderi değişti. Prut Nehri’nin geçilmesi gerektiği zaman Mimar Sinan on gün gibi inanılmaz kısa bir sürede koca bir ordunun geçeceği bir köprü yaptı. Bu başarısı ona 49 yaşında Başmimar unvanını kazandırarak sarayın yolunu açtı. Başmimar Sinan, Türk mimarisini baştan yazıyor Mimar Sinan, 1538 yılında başmimar oldu ancak daha önce de pek çok önemli mimari eser vermişti. Bunlar arasında Halep’te yaptığı Hüsreviye Külliyesi, Gebze’de yaptığı Çoban Mustafa Külliyesi ve İstanbul’da Hürrem Sultan’ın yaptırdığı Haseki Külliyesi son derece önemlidir. Halep’teki külliyeye yapılan ince dokunuşlar, onun İznik ve Bursa’daki yapılara benzer olmasını sağlayarak Osmanlı tarzını devletin farklı noktalarında da kendini gösterir hale getirilmiştir. Başmimar olduktan sonra imza attığı üç eser ise onun mimarlık sanatındaki gelişimini göstermesi açısından son derece önemlidir. Bunlardan bir tanesi olan Şehzadebaşı Camii ve çevresindeki külliye, kendine has bir tarza sahip olmakla kalmamış sonrasında yapılan camiler için de örnek teşkil etmiştir. Bu camide dört yarım kubbe vardır ve ortalarında merkezi bir kubbe bulunur. 1550 ile 1557 yılları arasında yapılan ve bugün bile hepimizin hayranlıkla izlediği Süleymaniye Camii için Mimar Sinan, kalfalık eseri olduğunu söylemiştir. Kendisinin de ustalık eserim olarak adlandırdığı ve otoritelerin de gerçek bir başyapıt olarak gördüğü Edirne’de bulunan Selimiye Camii yapıldığında Mimar Sinan 86 yaşındaydı. Sinan Değersiz ve muhtaç kul Mimar Sinan’ı hepimiz bu büyük eserleri ile tanıyoruz ancak kendisi adını tarihe altın harflerle yazdırmak isteyen biri değildi. Onun en büyük ve belki de tek amacı, bölgede yaşayan halkın refahını arttırmak ve İstanbul’un hem güvenli olmasını hem de güzel görünmesini sağlamaktı. Büyükçekmece Köprüsü’nde kazılı olan mühründen, Mimar Sinan’ın ne kadar mütevazi bir insan olduğunu anlıyoruz; El-fakiru l-Hakir Ser Mimaranı Hassa Değersiz ve Muhtaç Kul, Saray Özel Mimarlarının Başkanı Mimar Sinan, başmimar olarak görev yaptığı süre boyunca İstanbul sokaklarının darlığı nedeniyle oluşacak yangın tehlikesini ortadan kaldırmaya çalıştı, şehrin kaldırımlarını halk için uygun hale getirdi, caddelerin genişliği üzerine çalıştı, lağımların insan sağlığına uygun olması için çalışmalar yaptı ve belki de en önemlisi, İstanbul’un bozulmaması için elinden geleni yaptı. Ayasofya’nın daha uzun yıllar ayakta kalması Mimar Sinan’ın en büyük isteğiydi. Bu nedenle yapının kubbesini onararak takviyeli duvarlar yaptı. Binlerce yıllık kültüre ev sahipliği yapan İstanbul’un yeni yapılarla kirlenmesini istemeyen Mimar Sinan, Zeyrek Camii ve Rumeli Hisarı gibi önemli eserlerin çevresinde görüntüyü bozan pek çok dükkanı ve evi yıktırdı. Sinan’ınki gerçek bir sevdaydı. Koca Sinan kendi elleriyle yaptığı türbeye defnedildi Kayseri’de küçük bir köyde doğan Sinan, Kanuni Sultan Süleyman’ın ona verdiği Koca Sinan lakabıyla 1588 yılında hayatını kaybetti. Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim, III. Murat dönemlerinde başmimar olarak görev yapmış olan Sinan öldüğünde Süleymaniye Camii’nin yanına kendi yaptığı son derece sade bir türbeye defnedildi. Mimar Sinan öldüğü zaman geride 81’i cami, 55’i medrese, 51’i mescit, 48’i hamam, 36’sı saray, 20’si kervansaray, 17’si türbe, 17’si imarethane, 8’i mahzen, 8’i köprü, 5’i su yolu, 3’ü hastane olmak üzere toplam 375 tane eser bırakmıştır. Kendisinin de ustalık eserim dediği Selimiye Camii, Dünya Kültür Mirası listesindedir. Kendisinin en ünlü eserlerinden bazıları şunlardır; Süleymaniye Camii Haseki Külliyesi Haseki Camii Selimiye Camii Eski Valide Camii Mihrimah Sultan Külliyesi Mihrimah Sultan Camii Şehzade Camii Cihangir Camii Şah Sultan Camii Rüstem Paşa Camii Sokollu Mehmed Paşa Külliyesi Sokollu Mehmed Paşa Köprüsü Kılıç Ali Paşa Camii Gazi Ahmet Paşa Camii Yalnızca Osmanlı Devleti’nin değil, Türk ve dünya tarihinin de en önemli mimarlarından bir tanesi olan Mimar Sinan kimdir sorusunu yanıtlayarak bu önemli ismin hayatından ve eserlerinden bahsettik. Mimar Sinan ve eserleri hakkındaki düşüncelerinizi yorumlarda paylaşabilirsiniz. Mimar Sinan'ın eserlerinin bu kadar sağlam oluşunun altında yatan sebepleri okumak isterseniz Bir çoğumuz Mimar Sinan hayatı ve eserleri hakkında yazılar okumuşuzdur, bugün mimar sinanın belkide hiç duymadığınız bir anısını anlatmak istiyorum sizlere Mimar Sinan ve büyük aşkı Mihrimah Sultan, Osmanlı’nın büyük cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın ve büyük aşk’ı Hürrem Sultan’ın bir kız çocuğu gelir Dünya’ya . Efsane bir ask’ın meyvesidir bu çocuk ve bu yüzden belki efsane aşkların en temeline en masalsı olanına ithafen ismi Mihrimah konulur Mihr-ü Mah Farsça da Güneş ve Ay demektir. Zaman hızla geçmiş Mihrimah Sultan büyümüş 17 yaşına gelmiştir ki o zamanlar için evlendirilmesi uygun olan bir yaştadır. İki talibi olur biri Diyarbakır valisi Rüstem Paşa dırdiğeri ise saray’ın baş mimarı Mimar Sinan. Padişah biricik kızını Rüstem paşa ile evlendirir Sinan evlidir ve 50 yaşındadır ama bilinen odur ki Mihrimah Sultan’a deliler gibi aşıktır. Mimar Sinan o derece derin bir tutku ile aşık olduğu Mihrimah Sultan’a kavuşamamıştır fakat o’na olan aşkını olanca güzelliğiyle sanatına yansıtmıştır. İstanbul’un en güzel yerlerinden birine Üsküdar’a Mihrimah Sultan adına bir cami yapması istenir yılında inşa etmeye başladığı cami’yi 1548 yılında inşa edilirken bir yandan kendi aşkını anlatır hiç şüphesiz ve eserine sanki “eteklerini giymiş bir kadın” siluetini verir ayrıca cami için mimari olarak esinlendiği örnek aldığı yer ise bir başka aşka kutsal bir aşka adanmış bir şaheserdir ; Ayasofya. Bahsi geçen bu cami 2 Minareli olup padişah fermanı ile yaptırılan bir eserdir ama Sinan’ın söyleyecekleri bununla bitmemiş olacak ki bu eserden 14 yıl sonra o güne kadar ilk defa padişah fermanı olmaksızın Edirnekapı da surların yakınına pek kimsenin ilgilenmediği ıssız yalnız ama İstanbul’ un en yüksek tepesi olan bir yere sanki aşkının gizli ıssız ve yalnızlığını ama bir o kadar büyüklüğünü haykırmak istermişcesine ikinci bir eser yapmaya koyulur. Mihrimah Sultan’a ithafen. Derler ki; cami Mihrimah sultanın o duru gösterişsiz ve bir o kadar asil güzelliğine istinaden küçücüktür ve sadece 38 mt bir minareye sahiptir. Bir adet incecik kubbesinin üzerindeki 161 pencere ise iç güzelliğinin ne kadar aydınlık ve berrak olduğunu temsil eder bu sayede gün ışığının her köşede adeta dans ettiği kadınsı edalı. o tarihte bu açıklıktaki ve bu kalınlıktaki bir kubbeye o kadar pencere dünya üzerinde sadece Mimar Sinan tarafından yapılabilirdi cami içindeki pandatiflerde ve minare kenarlarındaki upuzun işlemelerde de Mihrimah Sultan’ın o çok güzel ayak topuklarını döven upuzun saçları tasvir edilmiştir. Ve yine denir ki Mihrimah Sultan’ın statüsü iki minareli cami yaptırmaya yetmesine rağmen yalnızlığını simgelemesi anlamında tek minareli yapılmıştır bu cami. Ama Sinan aşkını öyle sihirli bir tılsımla mühürlemiştir ki bu sırra şaşırmamak o sevdaların naifliğine imrenmemek elde değil. Sinan Usta’nın aşk’ının vesikasıdır sanki iki caminin de yeri özenle seçilmiştir. Güneşin doğum ve batım yerleri tespit edilerek yapılmış camilerdir. Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Camii’ni aynı anda görebileceğiniz bir yer tespit edin. Günbatımında elbette yılın sadece bir gününde ki o gün 21 Mart gece ile günün birbirinre eşit olarak kavuştuğu gün’dür daha enteresanı o gün Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür göreceğiniz muhteşem manzara şudur Edirnekapı Camii’nin tek minaresinin arkasından güneş batarken Üsküdar’daki caminin minareleri arasından ay doğmaktadır! “Bu nasıl bir hesaplama bu nasıl bir estetik anlayışıdır!”Unutma!Yalnız başına beni yıkabilen tek kişi sensin. Anneliğin mukaddesliği gece yarısı uyandığı uykudadır. Deliyi adam edemeyiz ama adamı deli ederiz! Dost acı söyleyen değil,acıyı tatlı dille söyleyebilendir! Ya insana gül ver yada gülüver. Osmanlı Devleti, yüzlerce yıl boyunca dünyanın bir dört yanında iyisiyle kötüsüyle hüküm sürmüş güçlü bir imparatorluktur. Bu muhteşem güç yalnızca askeri başarıdan gelmiyordu, Osmanlı pek çok farklı konuda da dönemin öncülerinden olmuştur. Bu öncü isimlerden bir tanesi ise Mimar Sinan’dır. Mimar Sinan, Osmanlı seferleri ile birlikte bilinen bütün dünyayı gezerek hem oraları görmüş hem de oralarda önemli eserler bırakmıştır. Mimar Sinan uzun bir hayat yaşadı ve bu hayatın hakkını verdi. Bir an olsun kibre kapılmayan mütevazi yapısıyla bilinen ve Koca Sinan unvanını almasına rağmen bu karakterini hiç bozmayan Sinan, yalnızca güzel eserler yaratmamış aynı zamanda halkın refahını düşünerek pek çok sokak çalışmasına da bizzat imza atmıştır. Gelin Mimar Sinan kimdir yakından bakalım ve başarılarla dolu hayatında yaptığı önemli eserleri görelim. Mimar Sinan kimdir? İlk Anadolu devşirmelerinden Osmanlı Devleti’nde uzun yıllar uygulanan devşirme sistemini bilirsiniz. Rumeli bölgesinde yaşayan gayrimüslim çocuklar küçük yaşta ailelerinden alınır, yetiştirilir ve önemli vazifelere getirilirlerdi. Yavuz Sultan Selim döneminde bu sistemin Anadolu’da uygulanmasına karar verildi. Devşirme sisteminin uygulandığı ilk zamanlarda devşirilenlerden bir tanesi de Sinan adlı bir çocuktu. Sinan, 1488 ya da 1490 yılında Kayseri’de doğmuş ve burada yaşayan bir çocuktur. Sinaneddin Yusuf ya da Abdulmennan oğlu Sinan gibi isimlerle de anılan Sinan’ın kökenleri tam olarak bilinmiyor. Kayseri’nin Ağırnas ilçesinde yaşayan Sinan’ın Rum, Ermeni ya da Hıristiyan Türk olabileceği söyleniyor. Kim olursa olsun, İstanbul’a geldiğinde işler onun için epey değişiyor. Genç yeniçeri Sinan 1511 yılında Yavuz Sultan Selim zamanında İstanbul’a gelen Sinan, Yeniçeri Ocağı’na acemi oğlanların arasına alındı. Yavuz dönemi Osmanlı’nın en hızlı dönemlerindendir, asker kışlada durmaz. Yeniçeri Sinan önce 1514 yılındaki Çaldıran Savaşı’na sonra da 1517 yılındaki Mısır seferine katıldı. Kanuni Sultan Süleyman’ın tahta geçmesi sonrası yapılan 1521 yılındaki Belgrad seferine ve 1522 yılındaki Rodos seferine katılan Sinan, 1526 yılında gerçekleşen Mohaç Meydan Muharebesi’ndeki başarıları nedeniyle Acemi Oğlanlar Yayabaşı yani bölük komutanı olarak terfi ettirildi. Van Gölü aşılıyor, Sinan başmimar oluyor Sinan, her zaman Mimar Sinan’dı. Çünkü orduda yalnızca savaşacak askerlere değil, bu ordunun lojistiğini sağlayacak insanlara da ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç 1533 yılında hayati bir şekilde ortaya çıktı. İran seferi yapılıyordu ve ordunun Van Gölü’nü aşması gerekiyordu. Sinan, iki hafta gibi kısa bir sürede üç tane kadırga yaparak ordunun karşıya geçmesini sağladı. Bu başarısı ona Hasekilik unvanını kazandırdı. Haseki Mimar Sinan, 1537 yılında yapılan Korfu ve Pulya seferleri ile 1538 yılındaki Moldova seferine katıldı. Karaboğdan seferi sırasında ise Sinan’ın kaderi değişti. Prut Nehri’nin geçilmesi gerektiği zaman Mimar Sinan on gün gibi inanılmaz kısa bir sürede koca bir ordunun geçeceği bir köprü yaptı. Bu başarısı ona 49 yaşında Başmimar unvanını kazandırarak sarayın yolunu açtı. Başmimar Sinan, Türk mimarisini baştan yazıyor Mimar Sinan, 1538 yılında başmimar oldu ancak daha önce de pek çok önemli mimari eser vermişti. Bunlar arasında Halep’te yaptığı Hüsreviye Külliyesi, Gebze’de yaptığı Çoban Mustafa Külliyesi ve İstanbul’da Hürrem Sultan’ın yaptırdığı Haseki Külliyesi son derece önemlidir. Halep’teki külliyeye yapılan ince dokunuşlar, onun İznik ve Bursa’daki yapılara benzer olmasını sağlayarak Osmanlı tarzını devletin farklı noktalarında da kendini gösterir hale getirilmiştir. Başmimar olduktan sonra imza attığı üç eser ise onun mimarlık sanatındaki gelişimini göstermesi açısından son derece önemlidir. Bunlardan bir tanesi olan Şehzadebaşı Camii ve çevresindeki külliye, kendine has bir tarza sahip olmakla kalmamış sonrasında yapılan camiler için de örnek teşkil etmiştir. Bu camide dört yarım kubbe vardır ve ortalarında merkezi bir kubbe bulunur. 1550 ile 1557 yılları arasında yapılan ve bugün bile hepimizin hayranlıkla izlediği Süleymaniye Camii için Mimar Sinan, kalfalık eseri olduğunu söylemiştir. Kendisinin de ustalık eserim olarak adlandırdığı ve otoritelerin de gerçek bir başyapıt olarak gördüğü Edirne’de bulunan Selimiye Camii yapıldığında Mimar Sinan 86 yaşındaydı. Sinan Değersiz ve muhtaç kul Mimar Sinan’ı hepimiz bu büyük eserleri ile tanıyoruz ancak kendisi adını tarihe altın harflerle yazdırmak isteyen biri değildi. Onun en büyük ve belki de tek amacı, bölgede yaşayan halkın refahını arttırmak ve İstanbul’un hem güvenli olmasını hem de güzel görünmesini sağlamaktı. Büyükçekmece Köprüsü’nde kazılı olan mühründen, Mimar Sinan’ın ne kadar mütevazi bir insan olduğunu anlıyoruz; El-fakiru l-Hakir Ser Mimaranı Hassa Değersiz ve Muhtaç Kul, Saray Özel Mimarlarının Başkanı Mimar Sinan, başmimar olarak görev yaptığı süre boyunca İstanbul sokaklarının darlığı nedeniyle oluşacak yangın tehlikesini ortadan kaldırmaya çalıştı, şehrin kaldırımlarını halk için uygun hale getirdi, caddelerin genişliği üzerine çalıştı, lağımların insan sağlığına uygun olması için çalışmalar yaptı ve belki de en önemlisi, İstanbul’un bozulmaması için elinden geleni yaptı. Ayasofya’nın daha uzun yıllar ayakta kalması Mimar Sinan’ın en büyük isteğiydi. Bu nedenle yapının kubbesini onararak takviyeli duvarlar yaptı. Binlerce yıllık kültüre ev sahipliği yapan İstanbul’un yeni yapılarla kirlenmesini istemeyen Mimar Sinan, Zeyrek Camii ve Rumeli Hisarı gibi önemli eserlerin çevresinde görüntüyü bozan pek çok dükkanı ve evi yıktırdı. Sinan’ınki gerçek bir sevdaydı. Koca Sinan kendi elleriyle yaptığı türbeye defnedildi Kayseri’de küçük bir köyde doğan Sinan, Kanuni Sultan Süleyman’ın ona verdiği Koca Sinan lakabıyla 1588 yılında hayatını kaybetti. Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim, III. Murat dönemlerinde başmimar olarak görev yapmış olan Sinan öldüğünde Süleymaniye Camii’nin yanına kendi yaptığı son derece sade bir türbeye defnedildi. Mimar Sinan öldüğü zaman geride 81’i cami, 55’i medrese, 51’i mescit, 48’i hamam, 36’sı saray, 20’si kervansaray, 17’si türbe, 17’si imarethane, 8’i mahzen, 8’i köprü, 5’i su yolu, 3’ü hastane olmak üzere toplam 375 tane eser bırakmıştır. Kendisinin de ustalık eserim dediği Selimiye Camii, Dünya Kültür Mirası listesindedir. Kendisinin en ünlü eserlerinden bazıları şunlardır; Süleymaniye Camii Haseki Külliyesi Haseki Camii Selimiye Camii Eski Valide Camii Mihrimah Sultan Külliyesi Mihrimah Sultan Camii Şehzade Camii Cihangir Camii Şah Sultan Camii Rüstem Paşa Camii Sokollu Mehmed Paşa Külliyesi Sokollu Mehmed Paşa Köprüsü Kılıç Ali Paşa Camii Gazi Ahmet Paşa Camii Yalnızca Osmanlı Devleti’nin değil, Türk ve dünya tarihinin de en önemli mimarlarından bir tanesi olan Mimar Sinan kimdir sorusunu yanıtlayarak bu önemli ismin hayatından ve eserlerinden bahsettik. Mimar Sinan ve eserleri hakkındaki düşüncelerinizi yorumlarda paylaşabilirsiniz. Mimar Sinan’ın eserlerinin bu kadar sağlam oluşunun altında yatan sebepleri okumak isterseniz

mimar sinan ve mihrimah sultan